Modern akla göre hayvanları kurban etme fikri kafa karıştırıcı bir olgudur. “Bunu nasıl yaparlar?!” batıdaki birçok insanın düşüncesidir. Çok barbarca ve acımasız görünür. Eğer Musevi veya Müslüman iseniz, biraz farklı bakış açısına sahip olabilirsiniz. Tüm İslam dünyasında her yıl kutlanan Kurban (Ramazan) Bayramı kapsamında bazı yerlerde oldukça fazla miktarda kurban kesilir. Ayrıca bugün İsrail’de binlerce yıl boyunca Musevi ibadeti için çok gerekli olmuş olan hayvan kurban etmeyi yeniden başlatmak üzere birçok hazırlık yapılmaktadır.
“Günah keçisi” kelimesi ve konsepti birçok dilde kalmıştır ve hayvanların kurban edildiği bu zamanlardan ve yerlerden gelir. Eski İsrail’de, baş rahip keçiyi getirirdi. ellerini keçinin başına koyarak insanların günahlarını çıkartırdı, böylece günahlar insanlardan çıkıp keçinin üstüne geçerdi. Daha sonra keçi çöle götürülerek orada kesilir ve insanların günahları artık yok olurdu.
Bunun” modern akla” çok garip gelmesi olasıdır. Fakat, günah da başlıbaşına öyledir. Bilimsel bir bakış açısına tamamen uyduğu söylenemez, aynı şekilde fiziksel ölümün ötesinde yaşamın devam ettiği de öyle. Peki bu eski insanlar sadece, bizim şimdi modern zamanlarda geriye dönüp hafifçe alay ederek bakacağımız aptallar mıydı?
Oysa “ bugüne kadar yaşamış en büyük adam” işte O nihai “günah keçisi” idi, daha dünyanın kuruluşundan o role Baba Tanrı tarafından atanmıştı. Nasıralı İsa’nın misyonunun açılış sahnesinde, kuzeni Vaftizci Yahya,
İsa’nın kendisine yaklaştığını görünce takipçilerinden oluşan topluluğa: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” demişti.(Yuhanna 1:28) O zamanlar bunu hemen anlamak bugün birçokları için olduğundan çok daha kolaydı. Çünkü Musevi kültürü o zamanlar, en azından 2000 yıldan beridir kurban kesimleriyle doluydu. Yahya İsa’nın Baba tarafından dünyanın günahları için kurban edilmek üzere gönderildiğini söylüyordu.
Isa da kendisi için aynı şeyi söylemişti. Demişti ki, “İnsanoğlu hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Matta 20:28) Isa’nın insanlığın günahları için kurban olması teması Yeni Ahit’in tamamında bulunur.
Yoksa bunlar yalnızca bu eski Musevi öğretmenin ve onun taraftarlarının uçuk kaçık tuhaflıkları mıydı? Hayır, bunlar Eski Ahitte bulunabilecek en derin peygamberliklerin bazılarıyla tamamen uyum içindedir, bunların yerine gelmesidir. Yeşaya 53.bölüm, gelecekteki Yahudi Mesih ve Tanrı’nın planındaki rolünü açıklarken belki de Kutsal Kitap’daki en önemli ve içgörülü bölüm olarak kabul edilir. Orada gelecek bu Mesih ile ilgili yazılanları, “ Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcılarının önünde sessizce duran koyun gibi, açmadı ağzını.” (Yeşaya 53:7) okuyabiliriz. Ve çoğu insan İsa’nın nasıl Roma valisi Pilatus’un önüne çıkarıldığını ve hiç yanıt vermediğini “İsa tek konuda bile ona yanıt vermedi.”( Matta 27:14) bilir.
Isa, Bizzat Tanrı’nın dünyanın günahları için gönderdiği, nihai fedakarlık, “günah keçisi”, rolünü yerine getirdi. İsa’nın doğumundan 700 yıl önce yazılan Yeşaya bölüm 53, gelecekteki Mesih hakkında öngörmeyi sürdürüyor, “Rab hepimizin cezasını ona yükledi..Halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden yaşayanlar diyarından ayrıldı….Canını suç sunusu olarak sunarsa Soyundan gelenleri görecek … Pek çoklarının günahını O üzerine aldı, başkaldıranlar için yalvardı.”(Yeşaya 53:6, 8, 10 & 12)”
“Günah keçisi”. “Dünyanın günahlarını üstlenen Tanrı Kuzusu.” İsa sadece müthiş bir öğretmen ve harika bir insan değildi, ben buna inanarak yetiştirildim. İslam dünyasında milyonların söylediği gibi, O sadece bir peygamber değildi. O kelimenin tam anlamıyla, biz sonsuz hayata kavuşalım diye, bizim günahlarımızı almak ve ölümde bizim yerimizi almak üzere geldi. Gayesi, geliş nedeni, alın yazı buydu.
Tüm bunlar hakkında tam bir anlayışa sahip miyim? Hayır, gerçekten değilim. Çoğu kez bütün bunlarla igili gerçeği sunmakta inanılmaz başarı gösteren bazı öğretmen ve vaizlere hayranlık duyarım. Hatta çok derin ve biraz gizemli bir konu olduğu için bu yazıyı yazmakta bile gerçekten tereddüt ettim.
Fakat bütün bunlar hakkında mükemmel anlayışa sahip olmadığım için mutluyum. Çünkü buna inanıyorum. Çünkü İsa’dan, hayatımdan günahın gücünü almasını ve bana yeni bir kalp ve ruh vermesini istediğimde, bunun gerçek olduğunu anladım. O zamanlar daha yeni 20 yaşlarındaydım ve bu benim ruhumu o denli derinden değiştirdi ki o zamandan beri geçen tüm süre boyunca sağlamlaşarak aynen kaldı.
Burada sizlerle paylaştığım şeyleri umarım dikkate alırsınız. Zihninizle bunu anlamasanız bile ki anlamanız da gerekmiyor. Birçok insan herşeyi önce mutlaka anlaması gerektiğini düşünerek engellenir. Hakikat, kafanızda tam olarak anlaşılmamış olsa da, kalbinizi harekete geçiren ve ruhunuza hitab eden birşeydir. İsa, günahın ölümünden O’nun sonsuz yenilenme yaşamına geçebilmeniz için günahlarınızı almak üzere gönderilen “günah keçisi” idi ve hala da öyle.















Noel ve İsa Mesih’in doğumu gibi, gerçekleştikten 2000 yıl sonra bile dünyanın ilgisini hala bu kadar çekebilen başka bir olay yok. Fakat diğer yandan bazı insanlar “
Bazı kişiler her ne kadar Noel’i yerden yere vursalar da, 2000 yıl öncesinde olduğu gibi bugün de İsa Mesih’in doğumundaki olaylar dünyanın dört bir yanında biliniyor ve her yıl kutlanıyor. Hıristiyan olsunlar ya da olmasınlar, dünyanın dört bucağında yaşayan insanlar İsa Mesih’in Beytüllahim’de doğduğunu bir nebze biliyorlar. Türkmenistan’da yaşayan bir çocuk ya da Brooklyn’deki Musevi bir din okuluna giden bir genç olabilirsiniz. Ancak okuldaki öğretmeninize “
İlk olarak, İsa Mesih’in doğumundan 700 yıl önce Rab Tanrı, Mika peygamber aracılığıyla, Yahudilerin gelecek olan Kral’ının doğum yerinin Beytüllahim kasabası olacağını önceden bildirmişti. Rab Tanrı, Mika Kitabının 5. Bölümünün 2. Ayetinde Beytüllahim’e şöyle sesleniyor: “
2000 yıl önce yaşayan insanlar için bu çok önemli bir unsurdu ancak bizim için o kadar da önemli görünmüyor. Yahudilere gelecek olan Mesih’in, doğrudan İsrail’in en yüce kralı Kral Davut’un soyundan gelmesi gerekiyordu. Ve yukarıda da okuduğumuz üzere Mesih’in Beytüllahim’den gelmesi gerekiyordu. Şimdi, 2000 yıl sonra, insanlar hala İsa Mesih’in Beytüllahim’de doğduğunu biliyorlar. Ama bu olayın önemi, tarihten adeta silinmiş gibi görünüyor.
Dahası da var. O dönemin süper gücü olan Roma İmparatorluğunun vatandaşları da o dönemde yakın bir zamanda Yahudilere bir Kral doğacağını biliyorlardı çünkü o günün dünyasında Daniel peygamberin kehanetleri hakkında birçok kişi belirli oranda bilgiye sahipti. Daniel peygamberin Tevrat’ta yazılı Daniel 2: 40 ve 7: 23 ayetlerinden yola çıkarak, Antik Roma yazıtlarında Roma İmparatorluğundan “
Eski peygamberlerin yazıları sadece Musevi efsaneleri midir? Birçok kişi bana yazarak Hz. Danyel’in kehanetlerinin sadece efsane olduğunu, hiçbir tarihsel gerçeğe dayanmadığını söyledi. Eminim ki bu milyonlarca kişiye söylenmiştir ve onlar da olasılıkla inanmışlardır. Fakat bu doğru mudur? Hz. Danyel’in (veya Yeşaya Peygamberin ya da Hz.Davut’un) kehanetlerinin hepsi tamamen bir uydurma mıdır? Kurnaz adamların, insanlığı yanıltmak, esir etmek için uydurdukları kurgular mıdır?
Her çeşit insana, inanç ve her türlü görüşe verebileceğim en iyi cevap şudur:
Olanlar şöyle gerçekleşti. 1947’de koyunlarını otlatan bir çoban Ölü Deniz yakınındaki Ürdün Ovasında bir mağaranın içine taş attı ve birşeyin kırıldığını duydu. Sürünerek mağaranın içine girdi, orada, bazılarının içinde, üzerleri yazılı parşömenler bulunan, bir grup eski kap buldu. Ölü Deniz Parşömenleri işte böyle ortaya çıktı. Bu parşömenler bu mağaralardaki kapların içine Hz. İsa zamanında, 2000 yıl önce yerleştirilmiş. Bunlar son 100 yüzyılın belki de en önemli ve en şaşırtıcı arkeolojik buluşu olarak nitelendirilmektedir.
Eğer çok büyük bir konudan bahsetmek istiyorsanız, Tanrı’dan bahsedebiliriz. Ya da Tanrı’nın isimlerinden. Yüce Olan’dan bahsederken, ben çoğu zaman “İbrahim’in Rabbi” terimini kullanıyorum. Çünkü bu ismi ya da terimi kullandığınızda, dünyadaki insanların büyük bir çoğunluğu büyük ihtimalle Neden ya da Kimden bahsettiğinizi bilirler.
Tanrı ile ilgili konularda bir yazı kaleme almak o kadar çelişkili, bilinmezlikler, milleyetçilik ve dini dogmalarla dolu ki, bu tarz yazıları bundan dolayı pek yazmıyorum. Fakat aynı zamanda Kutsal Kitaplarda Tanrının nasıl anlatıldığına bakmaktan da kendimi alıkoyamıyorum. Ben imanlı bir insana dönüştüğümden beri, Tevrat’ta yer alan Daniel peygamberin yazdıklarına karşı her zaman büyük bir hayranlık duydum. Daniel Kitabının 7. Bölümünde, Tanrı’nın belki de bütün Tevrat ve İncil’deki en emsalsiz betimlenişi yer alıyor. O bölümde O’na “
Benimle “aynı dinden” olmayan fakat İbrahim’in Rabbi’ne ikimizin de inandığını gördüğüm birisiyle tanıştığımda, o kişiyi kendime çok yakın hissediyorum ve o kişiyle aramda bir yakınlık olduğunu görebiliyorum.